uzunca bir süre lambaya baktıktan sonra, gözlerimde biriken yaşları kollarıma sildim. bu ıssızlığın üzerime sinmesine izin vermemeliydim. gene ileri gitmiş, gene haddimi aşmıştım. devamlı sınırları ihlal ediyordum. Allah'ım diyordum lütfen kapıyı çalmasınlar artık. kapıyı açmaktan, soruları cevaplamaktan usanmıştım. aynı şeylerin tekrar etmesini hazmedemiyorum. bu nasıl bir anlayış. neyin yetinmezliğidir bu?! uzatmadan, kendime kızmam gereken çok konu var. iyisi mi uyumak diyorum. kafamın yastıkla birleştiği andan yaklaşık beş dakika sonra uyumuşum. o beş dakika boyunca da bir şeylerin unutmuşluğuyla aklımı kurcaladım durdum. netice yok. diğer gün saat iki gibi uyandım. kahvaltı yapmakla yapmamak arasında gidip geldiğimi hatırlıyorum. hayat dalgası işte. aldı mı kollarına; bırakmıyor..
7 Ekim 2014 Salı
13 Eylül 2014 Cumartesi
Kalbimin kız kardesi: Didem Madak
Hep seninle ölmeyi düşlerdim,Bugün seninle gülmeyi düşledim Didem!
Hani diyorum, bir bahar akşamı
"ulumak gibi ağlamak" yerine bir parkta çekirdek çitleyebilirdik seninle biz!
Papatya fallarına da bakabilirdik kahkahalar dolusu..
Biz koparmazdık be Didem papatyaları,
uzanırdık çimenlerin üzerine..
Sen tutardın çiçeği, ben sayardım;
seviyor! seviyor! seviyor! seviyor!
Hani diyorum ki Didem,
Hiç bir falı sevmiyor çıkarmazdık seninle biz!
AH! Kalbimin kız kardeşi!
Yani diyorum ki;
Bu kadar ölmeseydik
çiçekli şiirler bile yazabilirdik seninle biz!
4 Eylül 2014 Perşembe
birkiüç.
Her yerde bi asabiyet, herkes de bi atar hali. Nasıl bu hale geldik inan ki anlamıyorum. Oysa kutu kolayı içtekten sonra ayagımıza takıp yürümeye çalışan bi de buna gülen çocuklardık biz.. Böyle konusunca da yaşlanmış gibi falan hissediyor insan. Hala genç diye nitelenen bi yaşta olmak elbet güzel fakat; yaşıtlarımdan dolayı yaşlandım ben. Vala. Eskisi kadar, eskisi gibi demek dilime pek yakışmıyor ama hep dilimin ucuna geliyor, her iki lafımdan biri "eski" oluyor işte.. Canım yanıyor, can yakıyor ve herkes gibi yoluma devam ediyorum. bir tek rüyalarda eskiye dönebiliyorsun sonra. Sabah uyandığında yeniden mavi önlüğünü giyip, sabahın o kör vaktinde okul yoluna düşmeyi umuyorsun ki öyle olmuyor; acına, mutsuzluğuna, huzursuz işine, kederli insanların arasına geri dönüyor aynı stabilliğe fütursuzca devam ediyorsun.
27 Şubat 2014 Perşembe
eve döneli 6 ay olmuşsa demek..
Ailemle yaşadığım günleri düşünüyorum bazen. Değişik evlerdeki değişik odalarımı.. Duvarlarımdaki posterlerimi, dağınık yatağımı, ders notlarımı. Benimle yaşıt Philips marka müzük setimi, hiç bir zaman çalmayı beceremediğim gitarımı, melodikamı. Odamın duvarlarında kimsenin göremeyeceği yerlere kurşun kalemle yazdığım mikroskobik harflerden oluşan cümlelerimi.. Plaklarımı, kasetlerimi.. Herkes yattıktan sonra uykusuzluğu yeni yeni keşfeden bir çocuğun, gece siyahtan laciverte dönene kadar kulaklıkla müzik dinlediğini, penceresinden vücudunun yarısını çıkarıp korka korka sigara içtiğini hatırlıyorum.Bu şehirdeyken yat borusu; sabah ezanıydı. Onu duyunca paniğe kapılırdım. Çok geç kalmışım derdim. Bir an önce uyumalıyım. Bazen de aileden biri gecenin ortasında uyanırdı. Ben nefesimi tutardım. Duyulmasın hiçbir şey! Anlaşılmasın uyumadığım! Anlaşılmasın herkes uyurken benim odamda çıplak ayakla volta attığım! İçimden söylediğim şarkılar eşliğinde.. ben o kalp çarpıntılarını çok sevmiştim.O korkuları. Uykusuzluğun en güler yüzlü tarafıydı tanıştığım dönemi... Bir iki saat gözlerimi kapatır annemin beni okula gitmem için uynadırmasını beklerdim. Dünyanın en iyi uyayan çocuk taklidini yapan bendim. Bi çok yıl sürdü bu gece tragedyası.
Dikdörtgen olan odamda tahmin edileceği gibi yapacak fazla iş yoktu karanlıkta.
Üstelik en önemlisi sessizlikti.
Sessizlik..
7 Kasım 2013 Perşembe
Biraz düşünün abiler, ablalar !
Bir insan iradesini kullanamıyorsa nasıl başkalarından daha iyi Müslüman olabildiğini iddia eder?! Bu kanıya neden vardığıma gelince nedense kendilerini din büyüğü gibi göstermeye çabalayanlar nedense hep kadınların üstünden üstünlük taslamaya çabalıyorlar.. Bir erkeğin hiç mi iradesi yok da gördüğü kadınlarla yatmayı mı düşünüyor ki, sözde din büyükleri devamlı kadınları ilgilendiren konuları gündeme getiriyorlar. Yok TBMM'de türban krizi, yok okullarda kızların merdiven altında bacaklarına bakıyorlar, bir kızla erkek aynı yerde olursa zina olmuş olur, hamile kadının sokağa çıkması caiz değilmiş, yok kadın başı açık gezince kirlenirmiş.. Ne bunlar, ne bunları söyleyenler dindar ! Allah her insana Kur'an da ilk önce "oku", "Allah'ın adıyla oku"diye emir vermemiş midir? Bir değil binlerce kere okuyun ki sizlere nasip olanı alabilesiniz. Din öyle onun bunu söylediği gibi değildir. Bir iki kişi için değil milyarca insan için inmiş bir kitap varken neden hala onun bunun sözünü din sayıyorsunuz?!
21 Temmuz 2013 Pazar
bazı bazı deliden hallice.
Bazen bi takim seyler icin kendimde guc bulamiyorum ve aslinda cevremdeki her insan, bana bir seyleri yapmayi ya da yapmamayi hatirlatan birer obje olmaya basliyor.Evde annem varken bile yalnizim ve ciceklerle konusmak ile baslayip, devam edecek delilik surecine girdigimi hissediyorum cogu zaman. Bu acidan bakinca, evet, insanlara bagimliyim. Peki, cevremdeki tum insanlarin toplamindan daha fazla sevdigim bi insan hayatima girerse olay nasil olur? Stabilligin allahini falan yasarim sanirim. Sikayetim olur bazen ama yine de bir seyler beni ayakta tutar, bu o olur, baska biri olur, belki kendimi seversem ben olurum.
Cevredeki insan katsayisi arttikca, sevgiler bolunuyor ama saygi hep sabit. Saygi ve sevgiyi ayni anda verebilecegin insan sayisi ise cok az. Sonuc olarak, kalabalik cevreden biktigini hissettigin anda kendi kendine yetemiyorsan, saygi duydugun bi insani sevmeye baslaman yeterli. Gerisi zaten zincirleme reaksiyonlar..
3 Temmuz 2013 Çarşamba
Hızlı yaşa, genç öl !
Yolun sonu gözükmüyor.. Çünkü uzaya açılıyor. Sonsuzluğa! Acaba insanoğlu sonsuzluğun fethine mi girişti.?Paganlık geri geldi galiba, insanların bir kısmı yarı tanrı, biri kendini tanrı sanıyor..
Aşka vakit yok! Sevgiler gel-geç.. Sex dahi anlamını kaybetmiş. Nerde o ‘beklenen sevgililer’. Gidersen git, anında yenisini bulurum. Ama bu da bir bıkkınlık yaratıyor, bir doyumsuzluk. Sadakat kayboluyor, yalan alelade hale geliyor. Gerçek parmaklarımızın arasından kum gibi kayıyor. Biz ekrandaki sanal görüntü ile avunuyoruz. İnsanlar cambaza baksın diye ne kadar çok avutucu çıkıyor. Müzik, moda, turizm, psikolog, ilaçlar.
Aklımdan çocuklar, aile, komşuluk, sevgi, saygı, merhamet, şefkat, cömertlik, sabır, şükür, öte dünya, ölüm geçiyor. Eski bir şarkı geçiyor, ‘Kavuşmamız mahşere kaldı’ diyor.
Hızlı bir araba al, hızlı bir telefon; hızlı bir bilgisayar, hızlı tren, hızlı yemek, hızlı ilişki, hızlı düşünce (acaba?), hızlı, hızlı, hızlı… Eh ne kaldı bize. Bir arabesk atasözü:
"Hızlı yaşa, genç öl, cesedin yakışıklı olsun."
Aşka vakit yok! Sevgiler gel-geç.. Sex dahi anlamını kaybetmiş. Nerde o ‘beklenen sevgililer’. Gidersen git, anında yenisini bulurum. Ama bu da bir bıkkınlık yaratıyor, bir doyumsuzluk. Sadakat kayboluyor, yalan alelade hale geliyor. Gerçek parmaklarımızın arasından kum gibi kayıyor. Biz ekrandaki sanal görüntü ile avunuyoruz. İnsanlar cambaza baksın diye ne kadar çok avutucu çıkıyor. Müzik, moda, turizm, psikolog, ilaçlar.
Aklımdan çocuklar, aile, komşuluk, sevgi, saygı, merhamet, şefkat, cömertlik, sabır, şükür, öte dünya, ölüm geçiyor. Eski bir şarkı geçiyor, ‘Kavuşmamız mahşere kaldı’ diyor.
Hızlı bir araba al, hızlı bir telefon; hızlı bir bilgisayar, hızlı tren, hızlı yemek, hızlı ilişki, hızlı düşünce (acaba?), hızlı, hızlı, hızlı… Eh ne kaldı bize. Bir arabesk atasözü:
"Hızlı yaşa, genç öl, cesedin yakışıklı olsun."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
